Bu yazı Nurdan Sinkil’in Burada Dans Var adlı Blog’undan alınmıştır. 

 

Özge Başaran ve Burak Kayıhan Y.Onegin’ in provasında. Fotoğraflar; kendisi de bir dansçı olan Tarkan Serengül’den. İnternete koyduğu resimlerini dünyanın her tarafından yüzlerce kişinin paylaştığı Tarkan’ ın bale fotoğrafçılığı üzerine söyleyecek çok sözü var. Onunla da bir röportajımız olacak ilerde.

Özge Başaran ve Burak Kayıhan, Y. Onegin balesinin baş dansçıları. Size röportajlarından önce onların öğrencilik yıllarından aklıma gelen sahneleri anlatmak istiyorum.

Konservatuardaki bale bölümünün modern dans derslerini üstlendiğim dönemde, öğrencilerin bütün meslek derslerinin sınavlarına giriyorduk. Özge’ nin birinci sınıf sınavına girdiğimde, diğer hocalar gibi benim de dikkatim hemen ona çevrildi. Gözlerimiz fal taşı gibi açılmıştı. Kocaman siyah gözleriyle, yandan bakıldığında kağıt gibi, önden bakıldığında toplu iğne gibi incecik, ilk senesi olmasına rağmen bütün pozisyonları yerli yerinde, diğer öğrenciler zorlanırken o her egzersizi kolaylıkla ve doğallıkla kusursuz yapıyordu. Ender görülen bu özellikleriyle küçük Özge, ilerdeki baş balerinin çekirdeği olarak karşımızda durduğunu bilmiyordu sanırım.

Birkaç sene sonraki pas de deux (ikili dans) sınavında La Bayadere’ i oynadığında gördüğüm estetik karşısında gözlerim dolmuştu. Hele dansını profesyonelce tamamladıktan sonra, aslında bir çocuk olduğunu gösteren sevimli şapşal yürüyüşünü görmek beni daha da duygulandırmıştı.

Burak’ ın ise benim derslerimde, sınıfın önünden gidip, diğerlerini de yukarı çeken bir özelliği vardı. Böyleleri hocayı bile daha çok çalışmaya zorlar ve benim için dersler daha zevkli bir hale gelir. Burak’ ın sınavlarında ise, artistik yeteneği hemen görülebilen, özenli çalışmasıyla da bu yeteneğinin altını dolduran, ilerdeki ateşli dansçının çekirdeği görünüyordu.

İşte Özge ve Burak’ la anlattığım bu özellikler; biri yetenek, diğeri de özenli çalışma, dansçıyı ‘sanatçı’ yapan iki unsurdur. Onlar artık eserlerin baş dansçıları. Hala sabah bale dersine başladıktan, gece uyumadan önce yatağa yattıklarında rollerine zihinsel rötuşlar yapmalarına kadar çalışan gerçek sanatçılar.

N- Kitabı okudun mu Burak ?

B- Evet. Kitabın ilginç bir hikayesi var. Pushkin’ in bu eseri 30 yıldır burada basılmıyor. Kitapçılarda ve sahaflarda bulamayınca, tek tük kalmış kitabı internetten bulup aldım. Bu tarz eserlerde romanı okumanın çok büyük bir avantajı var. Zaten diğer rus yazarlara olduğu gibi, Pushkin’ e de büyük bir hayranlığım var. Bir de Yevgeny Onegin’ in son zamanlarda yapılmış filmini izledim. Tabi kitap kadar etkili bulmadım. Çünkü kitabı okurken kendinizden de bir şeyler katıyorsunuz. Ama filmi sadece izliyorsunuz.

N- Kısaca öyküyü anlatır mısın?

B- Saint Petersburg’ da aristokrat bir hayat yaşarken her şeye sahip olmaktan bıkıp sadelik arayan Onegin, ölen amcasından miras kalan taşradaki kır evine yerleşir. Orada Lensky, nişanlısı Olga ve ilerde aşık olacağı Olganın kardeşi Tatiana ile tanışır. Tatiana sürekli kitap okuyan ve hayal kuran bir genç kız ve okuduğu kitapları tartışabildiği bu kültürlü adama aşık olur. Ve taşrada alışılmadık bir şekilde Onegin’ e aşkını anlatan bir mektup gönderse de, Onegin onu küçümseyerek reddeder. Bir baloda Yevgeny Olga’yla dansederken Lensky’ yi kıskandırması üzerine giriştikleri düelloda Lensky’ yi öldürür. Taşradan ayrılarak eski yaşamına döner. Yıllar sonra bir baloda Tatiana ile karşılaştığında, o evli, çekici, asil bir kadın olmuştur. Onun saf ve değerli kişiliğini farkederek bu defa Yevgeny ona aşık olsa da, Tatiana ona karşı duyduğu sevgiye rağmen kocasına sadık kalacağını söyler, kavuşamazlar.

N- Galiba eserin, sonunda beklentiye cevap vermemesi onu daha ilginç yapıyor.

B- Evet. Zaten konunun en sevdiğim tarafı çok sıradan, her zaman yaşanabilecek olasılıkların olması. Bir roman gibi ender durumların değil, herkesin başına gelebilecek olayların yaşanması.

N- Burak, canlandırdığın Yevgeny Onegin nasıl bir karakter?

B- Onegin her türlü imkana sahip, yüksek sosyete çevresinde yaşayan ve bundan – para, kadınlar, çevre – son derece sıkılmış biri. Bu yüzden taşra yaşamına ilgi duyuyor. Snob bir kişiliği var. Her yönüyle iyi yetişmiş bir asilzade olarak kendini üstün görüyor.

N- Özge, Tatiana nasıl bir tip?

Ö- Çok kitap okuyan, içe kapalı, çekingen, sürekli okuduğu kitaplardaki yaşamları hayal ederek kendini oralarda bulan bir kız. Eserde devamlı bir kitap okuma durumu var. Bu kitaplardaki hayatı gerçek hayatla bağdaştırmaya çalışsa da, gerçek hayatın öyle olmadığını görerek, romanların dünyasında kalmayı tercih ediyor. Ablası Olga’ nın tersine durgun, herşeyi içinde yaşayan biri.

N- Peki bu canlandırdığınız kişileri nasıl buluyorsunuz? Seviyor musunuz yoksa eleştiriyor musunuz?

B- Yevgeny’ nin karakteri bana pek uygun değil. Dış görünüşümden bazen öyle sanılsa bile, soğuk, insanlarla mesafeli biri değilim. Beni tanıyanlar bilir, çok neşeliyimdir. Onun gibi soğuk duramam. Benim kişiliğime yakın bir tip değil. Onu gördüğünüz zaman aranızda bir duvar hissediyorsunuz. Mesafe koyuyor. Bana ters yani…

Devamını Nurdan Sinkil’in Burada Dans Var adlı blogunda bulabilirsiniz.