Kundura; italyanca condura’ dan gelip, kundura olarak türkçeye, oradan da Opera’nın ayakkabı yapım atölyesine yerleşmiş çok sevdiğim bir sözcük…  Biz dansçıların bildiği atölyeler; kundura ve terzilerdir. Buralara kostüm provalarımız için sık sık gideriz. Kundura atölyesine ise daha çok yolumuz düşer. Çünkü günlük derslerimizi yaparken kullandığımız bez patikler burada yapılır ve battement tendu yaparken yeri kazımaktan, bir süre sonra parmak uçları delinir. Battement tendu; derslerde plié den (dizleri büküp germe) sonra yapılan ikinci egzersizdir. Tek ayağı, tabanı yerde sürterek açıp germek ve kapatmaktır. Bu açıklama balecilere komik gelebilir ama bu yazı dizisinde Bilenler bilmeyenlere anlatsın modelini benimsiyoruz. 14. Louis elini çabuk tutup 1661 de Paris de ilk Dans Akademisi ni kurduğu için, bale terimleri hep fransızca olarak yerleşmiştir ve dünyanın neresine giderseniz gidin bu literatür kullanılır. Şimdi aklıma geldi; Konservatuar dayken rahmetli, değerli, kültürlü, müzikolog, tarih ve dil araştırmacısı Prof. Dr. Gültekin Oransay müzik ve bale tarihi derslerimizi verirdi. Bir gün hepimize tümü Fransızca olan bale hareketlerinin birkaç tanesinin adını tahtaya yazmamızı istemişti ve herkesin aynı sözcükleri nasıl farklı anladığını görüp katıla katıla gülmüştü. Kundura konusu dışı ama aklıma bir şey daha geldi şimdi…birazcık bahsedeyim. Bizde dansçılar ve normal insanlar son 15-20 yıldır, erkek dansçıya balet diyorlar. Günün birinde her kimse, birisi başlattı böyle demeyi ve kısa sürede benimsendi. Balet aşağı, balet yukarı… Kadın dansçıya balerin deniyorsa erkek dansçıya da bir şey demek lazım diye düşünülmüş olsa gerek. Böyle bir sözcük hiç bir dilde yok halbuki. Erkek dansçıya balet demeyip dansçı diyen bir ben kaldım sanırım.

Ne diyorduk?…Demirhaneden merdivenle çıkıp, kocaman temsil fabrikasına kuş bakışı baktığımız asma katta kundura atölyesindeyiz. Burada çizme, bot, karakter dans (çeşitli ülkelerin halk danslarından esinlenerek stilize edilmiş danslar; Çaykovski balelerindeki Mazurka, Çardaş, Napoliten, İspanyol dansları gibi.) , caz pabuçları, dansçı ve çalıştırıcı için ders patiklerimiz yapılıyor. Bir tek point pabuçlarımız dışarıdan alınıyor. 32 yıldır bu birimde çalışan kalfa Satılmış Kökoğlu yla başlıyoruz konuşmaya.

IMG_7051

Kenan, Bülent, Satılmış, Nuh ve Hayrullah ustalar

N-   Satılmış usta, bize temsil pabuçlarını nasıl hazırladığınızı anlatır mısın?

S-   Önce kostüm kreatörü gelir, bize ayakkabıların renklerini verir. Bale eserlerinde genelde 4 çeşit renk kullanılır. İstenen renkte yumuşak deri tabakalarını alırız. Balede kullanılacak deriler, dışardaki ayakkabılarınkinden farklıdır. Özeldir. Yoksa santçılarımız dans edemezler. Derinin büyüklüğünü ölçerken desimetreye kısaca desi deriz biz. Bir çift çizme 8 desiden çıkar.

N- Hakiki deri mi kullanıyorsunuz?

S-   Tabi. Bu işte kesinlikle sahte deri olmaz. Yoksa rahatsız eder, terleme yapar, sağlıklı da değildir zaten.

N-   Oldukça masraflıdır sizin malzemeler öyleyse. Eser gösterimden kalktıktan sonra başka bir eserde de kullanılıyor mu pabuçlar?

S-   Evet. Yapılan pabuçlar eskiyene kadar, uygun olan başka eserlerde de kullanılır.

N- Seçilen renkteki deriler alındıktan sonra ne yaparsınız?

S-   Sonra kreatörün istediği modeller çıkartılır (modelci ve stampacı Hayrullah ustanın işi). Flat (düz tabanlı) çizmelerde pek değişik model olmaz. Standart modeldir. Yalnızca konç kısmında yaka veya püskül olabilir. Bu model yaka kesimine ‘kurt ağızı’ denir. Diğer çizmelerde çapraz bağ olabilir.

N-  Çapraz bağlı, kırmızı çizmeler giyerdik çardaş dansında.

S-   Evet. Onlar hala duruyor depolarımızda. Depoda bir de tahta ayakkabılar var. 40 sene önce yapılmış. Hangi eserde giyildi, bilmiyorum.

N-   Aaa ben biliyorum ! Halka operasının danslarında giymiştik onları. Polonyalı bir koreograf çalıştırmıştı bizi. Yapması çok zevkli, hareketli bir danstı. Ve tahta ayakkabılar hiç sorun yaratmamıştı. Ne kadar hünerliymiş yapan ustalar, şimdi anlıyorum.

Stampacı ve kesimci Hayrullah usta-   Benim işim; modeli çıkarmak ve deriyi ona göre kesmektir. Modeli hazır ayakkabıları söküp parçalayarak çıkarırız. Kostüm kreatörü bize kıyafet çizimini verir. O çizime bakarak istenen modelin kalıbını çıkararım. Önce kartondan model kesip üzerine bu kağıt bantı yapıştırarak sağlamlaştırırım. İlk aşama olarak yapılan bu modele stampa denir. Bu olmadan hiç bir şey yapılamaz. Sonra modeli derinin üzerine koyarak deriyi keserim. İster çizme, bot olsun, ister ayakkabı, önce, burada gördüğünüz gibi yarısının profil modeli çıkar.

N-   Desene şu yüzüne bile bakmayacağımız karton parçası, üzeri kağıt bantla kaplanıp Hayrullah ustanın elinden çıkınca, temsillerdeki bütün pabuçların temeli oluyor.

Hayrullah usta- (gülümsüyor) Ben derinin kesimini bitirdikten sonra bu arkadaşa (Sayacı Kenan Usta) veririm, o da dikimini yapar. Bu arkadaşımızın işini herhangi dikiş bilen birinin yapacağı kolay bir iş sanmayın. Bakın, şu kenardaki farklı dokuyu görüyor musunuz? Derinin kenarı böyle inceltilerek, incecik kıvrılıp dikilmesi işidir onunkisi.

Sayacı Kenan usta- Saya dediğimiz, tek tek kesilmiş deri parçaları bana gelir. Ben bunları yapıştırır, dikerim. Bu işi yapan olmasa, burada hiç bir ayakkabı yapılamaz. Parçaları dikip birleştirdikten sonra kalfaya veririm, o altını çeker (tabanı yapıştırır), sonra bana geri gelir.

Bütün dansçıların ayak numaraları, baldır genişlik ve uzunlukları bizde kayıtlıdır. Pabuçları hangi dansçıların giyeceği liste bize verilir. Biz de modelleri onlara göre yaparız. Bu safha incelikli bir iştir, özen ister. Bacağı tam sarması ve sıkmaması önemlidir. Aksi halde dansçı sakatlanabilir.

S-   Hocam, dört beş tane sanat var bu mesleğin içinde. Ben model çıkartamam, kesim yapamam, saya dikemem. Bana hazır dikilmiş saya gelir, ben bitiririm. Kalıba çekeriz, tabanını yaparız, ökçesini takarız, son şeklini veririz yani. Boyası ve temizliği de başka arkadaşlardadır. Bu birime yeni birisi alınacağı zaman, hangi alanda usta lazımsa, sayacı mı, kalfa mı, o işi bilen biri alınır. O kişi eğer sayacı çırağı olarak girdiyse hep sayacılık yapar. Çünkü eli ona alışır, o işte ustalaşır. Sayacı olarak girip de sonradan modelci olunmaz. Giriş sınavında önünüze malzemeleri koyarlar ve 4 saatte bir ayakkabı yapmanızı isterler.

N-   Normalde 4 saat yeter mi bir ayakkabı için?

K-   Yok. Normalde bir ayakkabı iki günde biter. Mesela sana bilmediğin bir role çık deseler, hazırlanmak için de bir saat verseler…artık ne kadar yapabilirsen değil mi? Bu da onun gibi birşey.

H-   Sınavın amacı da bilgisine, becerisine bakmak. Yoksa mükemmel bir ayakkabı yapması beklenmez. Ama yapıştırdıktan sonra 15 dakika beklemesi lazım mesela. Zamanı iyi kullanarak, o bekleme süresinde başka bir işleme geçmesi lazım.

Ayakkabı diyip geçilir ama ayağına bir vurursa eğer adım atamazsın. Deriler nereden gelir? Nasıl bir işlemden geçer? O tabakhanelerin kokusu ne dayanılmazdır. O da ayrı bir sanat. Bir keresinde bir hanım, aynı sizin gibi merak etmiş, bu iş nedir diye, aldık tabakhaneye götürdük. O sırada telefonu çaldı, arkadaşına tarif etmeye başladı ‘’ Burada öyle bir koku var ki; çürümüş bir yumurtayla, her şeyin çürümüşünün ve pislik kokusunun karışımına benziyor ’’ diyordu. Öyle zor bir iş yapıyorlar. Dericiliğin okulu var hocam. Hayvandan bize gelene kadarki kısmını öğretiyorlar. Bizim işin okulu yoktur. Ancak uygulamalı, usta çırak ilişkisiyle öğrenilir. Sadece kalfalık-ustalık okulu var. Orada da uygulama yoktur, teorik bilgi öğretilir.

N-   Yaptığınız iş o kadar önemli ki…bir çift dans pabucu bu kadar ustanın elinden çıkıyor diye, sizin birlikte bir resminizi çekebilir miyim? O resmi üste koydum.

Hayrullah ustanın söylediğini düşündüm de, gerçekten, normal ayakkabılarda ufacık bir hata, ayağımıza oturmayan bir nokta dahi olsa nasıl acı verir. Değil dansetmek, adım atamayız. Ama dansçılar, kunduracılarımızın elinden çıkan pabuçlarla, çizmelerle, yıllardır hiç bir rahatsızlık duymadan saatlerce dansediyor.

K-   Bu da biye makinesidir. Patiklerin ağızını dikeriz bununla.

N-   Başka bir şey dikmez mi bu kocaman alet?

K-   Yok…sırf biye diker. Patiklerin kenarına lastiği koyduktan sonra bu makinede dikilir. Elle yapılması mümkün değildir.

Nuh usta-   Hocam burada da kalıplar var, görmüş müydünüz? Bunları fabrikadan sipariş ediyoruz. Önce numune istiyoruz, gelen numunelere onay verirsek devamını gönderiyorlar. Ayakkabıların kalıba çekme işlemini bunlarla yapıyoruz.

Bu da konç makinesidir, esnetme, genişletme yapar. Bu bacaklar dökümdür, baldırı dar gelen çizmeyi buraya geçiririz. Makine ısı verir ve kalıbı azar azar genişletiriz. Islatılmış deri 7-8 cm.ye kadar genişletilebilir.

N-   Dışardaki ayakkabıcılar bu kadar çok açamıyorlar. Dar gelen bir çizmem vardı, verdim, bir santim anca açıldı.

Nuh-   Onların makinaları bu kadar iyi değildir. Bir de bizim derilerimiz astarsızdır. O da etken. Ayakkabı olsun, çizme olsun, tam sarması lazımdır. Biraz bolluk olursa, dansçının bileği bile kırılabilir. Artık Yevgeny Onegin’ in ayakkabılarının bir çoğu tamamlanıyor. Salı günü dansçıları çağıracağız, deneyecekler, bir aksaklık çıkarsa da düzelteceğiz.

 Onların ayakkabı provasını da çekmek isterdim. Fakat, salı akşam oldu ve ben hala bunları yazıyorum…neyse, belki birilerini yakalarım önümüzdeki günlerde.

Kunduracılarla bu söyleşimiz Şubat ayındaydı. Bu gün; 11 Mart ta yolum yine onların atölyesine düştü. Nuh ustayla konuşurken onların işlerine dair yeni bilgiler eklendi sayfaya;

Nuh-   Bir eser oynandığı sürece, temsil bittiğinde, kullanılan ayakkabıları sahne yakınındaki dolaplarımıza kaldırırız. Eser gösterimden kaldırılınca da, hepsini toplayıp bu atölyeye getiriyoruz, temizlik ve bakımlarını yapıp turneye gidecek olanları burada tutuyoruz, diğerlerini de ilerde kullanılma ihtimali ile Gimat’ taki depomuza götürüyoruz.

N-   Turneye giderken, dekor ve kostümler kaç tıra sığıyor?

Nuh- Büyük kadrolu bir eserse üç tırla gidiyor. Daha küçük eserler bir ya da iki tıra sığıyor.

N-   Sizden de turnede görevli olan oluyor mu?

Nuh- Şimdi yeni yeni bizi de koymaya başladılar turnelere. Eskiden turnelerde ayakkabıdan Gardrob’ cular (temsillerde görevli olan giydirici terziler) sorumlu olurdu.

Buradaki mavi makinaya, beyaz ilaçla yapıştırdığımız derileri koyuyoruz, ısı veriyor. Yapıştırmada beyaz ilaç kullanırız, derbiden farklı bir malzemedir, kolay kolay açılmaz. Sonra da diğer makinede presleme işlemi yapıyoruz. Bu aletler yokken derbiyle yapıştırıyorduk, sıcak havada deriler yapıştığı yerden açılabiliyordu. Bunu bize kendi aletini yenileyip, bunu elden çıkaran bir arkadaş verdi, tamiratını yaptık, kullanıyoruz. Çok işimize yarıyor.

O çerçevede duranlar; patik-çizme tabanı kesmek için kalıplarımızdır. Derinin üstüne istenilen biçimdeki kalıbı koyar, presleme makinesiyle keseriz. Sonra bu parçayı beyaz ilaçla tabana yapıştırıp, önce ısıtma, sonra da presle yapıştırma makinesinde işlem yaparız. İç ve alt tabanlar bu şekilde yapılıyor.

Derinin iki kenarını üst üste dikeceğimiz zaman, bu traş makinesinde kenarları inceltiyoruz. Yoksa kalınlık yapar ve ayağa vurur.

Kollu makinede ise dikişi diğer normal makinede bitmiş bir çizme ve ayakkabıyı geçirip üst dikişlerini yaparız. Bir çizme bittikten sonra normal makineye girmez ama bu makinenin kol kısmına geçirip diğer dikişlerini yapabiliyoruz.

 Yıllarca dansettiğimiz pabuçları yapan hünerli elleri ziyaret, merak, sohbet ve taze demli çay, bu yazıyı çıkarttı. Başka bir atölyede tekrar görüşmek üzere.